22 Kasım 2012 Perşembe

İnsanlığın Hâli

Milletin derdi sadece huzursuzluk çıkararak mutlu olmak. Hiç sarsılmayacak varlıkmış gibi dolaşırken gerçekten hiçbir boktan haberleri olmadıklarının farkında değiller mi?-Evet değiller. Gördüğüm şeyler hiç değişmiyor, malesef. Bu kadar iğrençliği nasıl kaldırıyor bu insanların mideleri? Kim inanıyor gerçekten bu insanların değeri olduğuna?-Sorunun cevabı basit kendi türünden insanlar. Milyarlarca yıl devam eden hayatta insanların inancı değerli bir hayatının olduğu. Ama öyle bir yanlış yola sapıyorlar ki bu inançla gerçekten tüm insanlığın lanetlenmiş olduğuna inanıyorum. İnsan doğası gereği her bakımdan tamamen sorunlu bir varlıktır. Böyle bir varlıktan, böyle bir varlığın bilinciyle şekil alan dünya nasıl olur da iyi bir yer olabilir?-Tabi ki olamaz. Bir inanca tapıyorken bir diğer inancı çürütme güdüsü nereden geliyor?-Korkudan. Ne yazık ki korkularınızı bu yobaz ve bağnaz duygularla bastırıyor, tüm çevrenizi huzursuz ederek yaşıyorsunuz. İnsanlığın ruhunun kirlenmesi, mütevazılığın yitirilmesiyle başladı. İnsan, İnsanlığı yönetmeye kalktıkça içinden çıkılamaz bir iğrençlik meydana geldi. Günümüzde ahlak: politik davranmak ve ezbere eylemlerde bulunmaktan ibarettir. Dünya için en büyük amaçları edinenler amaçlarının gerçekleştiğini hiç bir zaman göremeyeceklerdir. Neyin hakkında daha fazla bilgi sahibiyseniz ona inanacaksınız ve sizi muallakta bırakan her düşünceyi gereksiz sayarak kendinizi savunacaksınız. Siz kim misiniz?-Şu an hüküm sürenler.

5 Eylül 2012 Çarşamba

Özdeyişler, Aforizmalar..

Yazdığım yazılardan sizler için derlediğim, benim için anlamlı olan sözler buyurun bakalım.

Arzularını başkalarının acılarından daha fazla önemsiyorsan eğer kötü bir insansın demektir.


Sadece ufacık bir şey gerçeğini değiştirir; beklenti.

Bir insanı mutlu ederken kibirliyseniz kötü; mutluysanız iyi bir insansınız demektir.


Politikacılar için kelimelerin bir değeri yoktur.

Saatlerce bir insanın konuşmasını dinleyemezsiniz; ama bir monoloğu okuyabilirsiniz.

Etrafındakilerle dalga geçmek amacıyla yahutta amaçsızca yalan söyleyen her kimsenin, sonraki sözleri muhtemelen gerçekler olacaktır.


Birbirlerine tezat görüşler hakkında eşit dağılımda bilgi sahibi olmayan kişi, hiç bir şeyin savunucusu, destekçisi olamaz.


İnsanların korkuları belirler yapacaklarını. Bir durumun olmasından korkmak, sizi iyi yada kötü eylemlere iter ve bu hâl; sizi başarılı yahutta başarısız biri yapar. İnsanların kaderi ise; korktukları durumlardan belli olur. Yani; insanları yöneten korkularıdır.


Kolay elde edilen mutluluk sonucu, insanlar gülerek sevinirler; Hırsla, azimle, savaşarak kazanılan bir zafer sonucu ise; bağırarak sevinirler.

Eğer şimdiki insan özünde iyi bir varlık olsaydı, politikaya ihtiyaç duyulmazdı.

Belkide ölüm günümüzü bilseydik şu an tüm dünyadaki insanlar intihar etmişti.Tüm sorular, her olgu aklımızda kesin bir yargı oluşturabilseydi tüm insanlar delirmiş vaziyette olurlardı. Bu gizem, bu kuşku; bizi ayakta tutan ve yaşamımızdaki dengeyi sağlayan varlıktır, her ne kadar bizim için sorun olan onlarmış gibi düşünsekte.


İnsanın kendine yaptığı en büyük sahtekarlık;kötüye yöneldiğini anladığında, duyulmuş kişilerin,kavramların yolunda ilerliyormuş gibi gözükmeye çalışmasıdır.


Haklı olanın değil çoğunluğun kazanması: Değişimin korkulacak bir şey olarak görülmesiyle meydana gelen durumdur. 


Yanlışları düzeltmek, gerçekleri kabullenmekle başlar.


Eğer bir insanla çok kolay dalga geçebiliyorsanız o kişi size hiçbir zaman güvenmemiş demektir.


İnsanları kandırmak çok kolaydır. Çünkü herkes kendi gözlemlerine daha fazla güvenir.


Doğru ya da yanlış yoktur, sadece her şey doğaldır.


Benim nasıl biri olduğum, hayatımın sonucudur.


Dünya için en büyük amaçları edinenler, amaçlarının gerçekleştiğini hiç bir zaman göremeyeceklerdir.


4 Eylül 2012 Salı

Abimden Öğretiler

Abim benim için bir başarı tablosudur desem abartmış olmam aslında. Ben kaybedenlerdenim yada haksızlığa tahammül edemeyip yolu bırakanlardanım. Bir insanın neden başarılı olduğunu şu yaşadığım olayda anlamıştım.

İlkokul 4 yada 5' e gidiyordum. Eylül ayıydı. Akşam 7 sıralarında her zaman ki  gibi mahallede 7-8 arkadaş top oynuyorduk. Abim maçı kenardan izliyordu. Takımlar 3 er kişiydi, bir hakem bir de kaleci vardı. Bende takımlardan birinde oynuyordum.Top bendeydi önüme gelen ilk çocuğu çalımladım, sonra bir çocuk daha geldi onuda çalımladım, ardından diğer çocukta geldi onuda çalımladım kaleciyle karşı karşıya kalmama az kalmıştı ilerliyordum birden hakem çıktı karşıma; önümde dikildi. off böyle şey mi olur? dedim. Abim ne oldu? dedi.beni haklı bulacağını sanarak, hepsini çalımladım hakem olmasına rağmen önüme geçiyor dedim. Abim: hakemi de çalımla dedi.

Derslerini birer ödev olarak görürsen hiç bir zaman tam olarak öğrenemezsin; başarısız olursun. Derslerini bir hobi olarak görmelisin.

Belirli bir süreden sonra insanların yüzlerine baktığımda tipini, fiziksel özelliklerini değil karakterlerini görüyorum.

15 Temmuz 2012 Pazar

Doğru olan insanca yaşamak.

Doğru olan insanca yaşamaktır. Peki nedir insanca olan şeyler? Bizi mutlu eden, özgür olduğumuzu hissettiren anlar mı ? Dünya insanca yaşanabilecek bir yer mi ? ..... İnsanca olan makineleşip hayatını çalışmaya adamak, kendini unutmak mı ? - Hayatı unutmak. Yoksa düşünmeden sözler söyleyip, çekinmeden ağlamak, yalvarmak mı ?- İçki içmek, plan kurmamak, kuralsız olmak, düşündüğünü o anda gerçekleştirip büyüsünü yüz yıllarca hissetmek mi, hiç bir zaman unutmamak mı ? Kendine saygı duymaktır insanca olan, istediğini yapmak değil. Kendi fikirlerine, bedenine, hatalarına ve başarılarına saygı duymaktır. İnsanca olan zararsız, acısız olandır. Bütün her şeyi sürekli hissetmektir, kendini unutmamaktır, farkında olmaktır yaşadıklarının. İnsanca olanın yönü insanca yaşamaktır; başka bir şey değil. Bu kadar nettir doğanın bize emrettiği. Tüm kötülüklerin giderilmesini sağlayacak şifre. İnsanca olan şeylerin belirlenmesine gerek yoktur.Her insan doğası gereği insanca olan eylemleri bilir.

Lüzumsuz bir hayat sürmek istemezdi oda eminim. Ölümün insanca olmayanıdır bu hiç doğmamaktır, oysa ki ölüm: var olanın yitirilmesidir.

Arzularını başkalarının acılarından daha fazla önemsiyorsan eğer kötü bir insansın demektir.

Sadece ufacık bir şey gerçeğini değiştirir; beklenti.

Bir insanı mutlu ederken kibirliyseniz kötü; mutluysanız iyi bir insansınız demektir.

Politikacılar için kelimelerin bir değeri yoktur.

Saatlerce bir insanın konuşmasını dinleyemezsiniz; ama bir monoloğu okuyabilirsiniz.

13 Temmuz 2012 Cuma

Kan

Sürekli devam eden kavga, gizlenmiş yaraların getirdiği azim
Sakinleşince anlamsızlaşan görüşler
Kirli pencerem olduğu içindir belki hiç değişmiyor
Artık güller dikenli değil, kanlı olarak anılıyor

Sabahın ilk saatleri: yüzüme çarpan rüzgâr
Hayatta olmanın hazzını yaşatan mavi ve beyazdır
Akşam olur kararır her şey yalnızlığımla
Gerçek: karanlıktır dedirtir insana acınası her hatıra

Pınarlar sıradanlaşmıştır sahteliğimizden
Sevinçler kibrimiz olacaktır ilerleyince zaman
Sargılı dayanaklarımıza her gün bir destek daha
Karaladığımız sayfalar… Nedeni belirsiz başarıya

Sanrılara tutunup yaşamıyoruz değil mi bu hayatı?
Kan görünce sustum, kayboldu sorularım.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Islıklar Ve Alkışlar

Her zaman doğruları öğrenmeyi, insanların doğruları bilmesini istemişimdir bu hayatta. - Neden bilmem.' Bana ne ki başka birinin düşüncesinden ?' diyemedim hiç bir zaman. Gördüklerim, anladıklarım ve düşündüklerimin neticesinde, insanlığı uyandırmak istedim; mutsuzluğun gereksizliğinden rahatsız olup, mutsuzluğu yok etmenin yollarını araştırır dururum bu zamana kadar. İnsanların acizliğiydi bence bunun sebebi; istekler, amaçlar değil; toplumsal yaşamın getirdiği güvensizlik ve umutsuzluktu. Ama insanlara güven olmaz. İnsan bir makine değildir; hiç bir zaman net olamaz, ne yapacağını tam olarak kendi belirleyemez. Bu yoldan hareketle, bir sonuca varmıştım ve o gün bugündür gaipten başarımı alkışlayan insanların seslerini duymaya başlamıştım. Görmek istediğim görüntü oydu; doğruları gülerek söyleyen ümitsizlerde oradaydı, cehennemden korkan fakat cennetin güzelliklerini arzulamayan, hayatın sonunda sadece olumsuz bir durumun olmamasını kâfi gören karamsarlarda. Unutmaktır insanın tek gayesi; unutun her şeyi... ama birbirinizi mutsuz etmeden yapın bunu.

8 Haziran 2012 Cuma

İsteğim, fark ettiklerim.

İşte küslüğüm; kendimi kendime unutturmanın isteğiyle, gereksiz ve saçma bir sebebe bağlanarak başladı. Sancım, ümitsizliğim sanki… Sanki kötü bir şeyler olmadan evvel seziyor ruhum ve istemsizce hata yapıyor, sonra kendine kızıyor, bu kötü sonucun sebebini yaptığı hatalar sayıyor. Ben artık unutmak istiyorum, tüm günümü çalışarak, başarma hedefinde harcayarak ve günün sonunda o yorgunlukla, hiç düşünmeden dalınan uyku gibi soru sormadan, hiç sıkılmadan ve anlamadan yaşamak istiyorum. İstem dışı, plansız, aylak bir adam. Hiçbir sistemimin olmayışını düşünsem de hep planlı hareket ediyormuşum meğer, hep aynı hataları yaparak hep aynı yeteneğimin keşfiyle umut buluyormuşum. Kendimi o kadar iyi kandırıyormuşum ki, sonucunda gerçek dışı bir dünya oluşturuyormuşum kendime. Orada çimlere uzanıp güneşi seyretmeye çalışan bir çocuk gibi hareket ediyormuşum; her güneşe bakmaya çalıştığımda renkler karmakarışıklaşıyor, gözlerim yanıyor ama buna rağmen seyretmeye çalışıyormuşum güneşi. peki neden? - Tabi ki mutlu olduğum için. Bana dostumu bulmama yardım edecek bir kitap ya da bir film bulamadım şu zamana kadar. Ailem; her şeyim yeter bana, onlarda olmasa inan, inan hayal bile edemiyorum, ben ne olurdum?

Etrafındakilerle dalga geçmek amacıyla yahutta amaçsızca yalan söyleyen her kimsenin, sonraki sözleri muhtemelen gerçekler olacaktır.

Birbirlerine tezat görüşler hakkında, eşit dağılımda bilgi sahibi olmayan kişi; hiç bir şeyin savunucusu, destekçisi olamaz.

21 Mart 2012 Çarşamba

Aşk, Edebiyat, Nietzsche'nin ''Üstün İnsan'' Kavramı.

Az önce bir bakayım şu bloguma dedim. Ne yanlışlar yapmışım, neler yazmışım. Yazılarımın gün geçtikçe bana karşı ifadeleri değişiyor sanki, o yüzden arada bakıyorum eski yazılarıma. Sonrasında bir şey dikkatimi çekti, daha 2-3 gün önce yazmış olduğum yazmam 17 gün önce yazılmış; uzun bir süre geçmiş yani. Bir şeyler yazmak lazım değil mi?- paslanmayalım sonra.

''Aşk'' kavramının neden bu kadar üzerinde durulduğu konusu, bir zamanlar beni çok şaşırtıyordu. Nedir bu aşk? Hiç bir somut değeri yok gibi geliyordu bana, kimiside birden çıkıp ''her şey aşk benim için'' demez mi daha da kafam karışmıştı. Aşk aslında bence tutkuyla alakalı bir kısmı, diğer kısmı da ilginç bir hayranlık. '' Bizi birden sarsan bir güzellik gördüğümüzde neden tutuşup yanarız? Tabi ki güzelleşmek için.'' diyen Nietzsche aşkı anlatmıştır aslında. Hayran olduğun bir güzellik, seninle bir şeyler paylaşıyorsa, seni kabul ediyorsa tüm varlığınla sende kendine hayran olabilirsin belki; benliğini sevebilmen demek bir bakıma. Aşkın bu kadar üzerinde durulmasının, Sürekli insanların aşk şiirleri, şarkıları, romanları yazmasının bana göre sebebi şudur; Tüm insanları etkilemiş; belki canını yakarak, mutlu ederek yada daha da derin anlamlarla; yaşama bağlayarak, hayattan kopararak ve tüm bu etkilere rağmen değersiz görülen, anımsanması en kolay histir ''Aşk''.

Edebiyat, Allah'ım nasıl bir şey bu? Bilhassa Türkiye'de sürekli, sürekli tasvir. ''titremek soğuk bir kış akşamı, tozlu rafların arasında eski bir şekerlik kadar unutuldum...'' gibi yazılan (şimdi bende yazdım ama örneklendirme olarak) sözlerin bana göre yararı çok azdır. Sadece kendinizi bir rüyada hissedersiniz yada bir anınızı hatırlayıverirsiniz. Tasvir edilen şeyi düşünmek; bence hayal etmektir. Hayal ederken de her insanda az olan sinestezik çağrışımlar size tuhaf bir his verir, mutlu eder. Bunun haricinde hiç bir kişisel faydası yoktur; Mutlu olursunuz, hayal gücünüz gelişir. Bana yeter diyebilenler pekte yanlış yapmıyorlar ama akademik anlamda sizi geliştirecek hiç bir şey içermez.

Nietzsche'nin ''üstinsan'' dediği varlık, bana göre şöyle biri; fikirleri o kadar kuvvetli, değerli olmasına rağmen görünmez bir varlık gibi yaşayan, varlığı yokluğu bir insan. Size bugün söylediği sözü yarın onun söylediğini unutarak tekrar ona heyecanla anlatabilirsiniz. Elleri güzel, güçlü olmasına güçlü ama her konuda o kadar deneyimsiz ki herkes 50 metre önde olmayı tercih ederken o en baştan başlayan ve bunu istemsizce yaşayan insandır. Her eylemde her defasında da bu değişmez. Çünkü; o geleneklere, görenelerle bağlı yetişmemiş, halkın sürekli yapma zorunluluğu hissederek yapmaya alıştığı hiç bir eylemi; Rahatsız bir ruhu olmadığı için yapmamıştır. Analiz etmekte de uzmandır ayrıca.
''Üstinsan'' niteliklerini, kendi kafamdan değil, Nietzsche'nin okuduğum kitaplarından hareketle yapmış olduğum değerlendirme sonucu uydurdum.

18 Mart 2012 Pazar

Gerçekçilik

İyimserlik nedir sizce dostlarım? kötümserlik nedir? ya gerçekçilik? hepsinin kendi başına bir anlamı var mıdır sizce? kişi neyi yaparsa herhangi bir öngörüyü üstlenmiş olur ?

Varsayalım ki benim bir gerçekleştirmem gereken hedefim var. Pratiğe geçmeden önce hayır olmaz, bu olanaksız, böyle bir şeyi yapamam diyorsam kötümser; Yapabilirim, en azından denemeye değer, gerçekleştirebilirim diyorsam iyimser mi oluyorum ? Durumun tamamen ne olduğunu biliyorsam, kendimi ve yapacağım eylemi çok iyi değerlendirdiysem ve yapmama kararı aldıysam, yapamayacağımdan eminsem o zaman karamsar gibi gözüken öngörüm gerçekçilik olur. Bu durumun tezat halinde de iyimser gözüken öngörüm gerçekçilik olur. Gerçekçiliğin, iyimserlikle ve kötümserlik arasındaki ilişkisi bu şekildedir; gerçek iki öngörün görünen kısmının arkasında yer alır. Birde şöyle bir düşünceye varabiliriz; Sonuç şuan olumluysa ve gelecekte de olumlu olacaksa gerçekçi bir karar vermişiz demektir.


5 Mart 2012 Pazartesi

Zamanın Ötesinde

Zamanın ötesinde olmak, en acı veren şeylerden biridir. Ben zamanın ötesinde olmasam da çünkü; tam olarak emin değilim. Gerçekleşmemiş bir eylemin ileride gerçekleşme ihtimali nedir sizce? Bunu geçmişte yapılan eylemlere bağlarsak, böyle bir olanak yoktur, ki insanlar size ümit etme fırsatını vermezler ise; bu şekilde düşündükleri içindir. Ama değiştiremeyeceğimiz bir şey de yoktur. Aslında; ezber bozmak, alışılmışın dışına çıkmak, kendini yenme arzusu ile yapılan hareketlerde sabit değişmez yaşamın parçalarıdır. Bazı anlar vardır, hayatınızın gidişatının gerçekten sizde olmadığına inandırır sizi. O anlar, hiç bir şeyi değiştiremeyeceğimizin en çarpıcı görünüşüdür. Ama sadece o anla kısıtlı değildir, farkına varılması zor olsa da her anımız kontrol dışı gelişir. Kaderini yenmek gibi bir saçmalık bu yüzden dolayı yoktur. Kaderini yenmeye çalışma, hatta sizin tabirinizle kaderi yenme bile bir kaderdir. Kader sizin yakanıza yapışmış olaylar döngüsü değildir, kader hayatınızın tümüdür. İnsan hayatının gidişatının farklılaşması, yahutta karakterlerin değişmesi de kaderdir.

Size bir sorum var kardeşlerim daha doğrusu anlayamadığım bir mesele: Kader denilince aklımıza dünyada yaşayacağımız olaylar gelir. Bunun sebebi de ölümden sonra yargılanacak olmamız ve amel defterinin bitişi olarak ölümü düşünmemiz.Peki kader Allah'ın yaşanılanları önceden bilinmesi durumu ise; Allah bizim ölümden sonraki yaşayacaklarımızı bilmiyor mu ?

Kırbaç vurulacak insanlar vardır. Onlar, heves kıran atlara benzer, kırbacınızı ne kadar sert vurursanız o kadar hızlı ilerlersiniz hedefinize.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Kimseye kendimi yakın hissedememe durumum ve İnsanlar.

İnsanları bu zamana kadar neden yakın hissetmediğimin nedenini, tam olarak bilebilme ihtimalim az olsa da tahminlerim var. Buradaki insanlardan kastım: ailem ve yakın akrabalarım dışındakiler. Onları bu zamana kadar gerçekten hiç sevemedim, yakınlaştığımda kendimi çok tuhaf hissediyorum. Aynı dili konuşsakta, çözemediğim bir yabancılık hissi duyuyorum o kişilere karşı. Onlardan biriymiş gibi davranmaya çalıştığımda ise durum daha da berbat bir hâl alıyor. Kendimi bir ajan yada biri tarafından görevlendirilmiş köstebek gibi hissediyorum. O kadar çok tanıdım ve ezberledim ki sistemlerini, söyledikleri her söz sanki bir öncekinin tekrarıymış gibi geliyor. Tabi ki küçümsemiyorum benden farklı olanları, onları aşağlamak için yazmıyorum şuan okuduklarınızı. Neye göre savunma mekanizması kuruyorlar kendilerine? Bir kavramı savunurken dikkat ediyorum onlara, sanki tartışma konusu yokmuş gibi geliyor, bir iki diyalog sonrasında savunması gereken, inandığı kavramken; birden kendini daha fazla önemsediği için kendini koyuyor ön plana. Hepiniz; tüm insanlar, kabul benden daha iyisiniz, daha mantıklısınız, daha tutarlısınız ama şu soruma cevap verin, neden bir kişinin düşüncesine saygı duyamazsınız?

İnsanların korkuları belirler yapacaklarını. Bir durumun olmasından korkmak, sizi iyi yada kötü eylemlere iter ve bu hâl; sizi başarılı yahutta başarısız biri yapar. İnsanların kaderi ise; korktukları durumlardan belli olur. Yani; insanları yöneten korkularıdır.

Kolay elde edilen mutluluk sonucu, insanlar gülerek sevinirler; Hırsla, azimle, savaşarak kazanılan bir zafer sonucu ise; bağırarak sevinirler.

Eğer şimdiki insan özünde iyi bir varlık olsaydı, politikaya ihtiyaç duyulmazdı.

Çalmayın kapımı tiksiniyorum, yüzünüzü görmekten
Nasıl savunduğunuzu gösteriyorsunuz aslında endişelerinizi anlatırken
Bomboş ve hissiz bir kalbim olsa da, temizdir sizin fikrinizden
Yok olmalısınız, daha hayırlı olur eylemlerinizin tümünden

23 Şubat 2012 Perşembe

Nietzsche'nin ahlak anlayışı, kader ve gizemin gereklilikleri.

2-3 gün kadar bir süre oldu yazmayalı, beden dersi yüzünden kaynaklandı bu durum. Hoca beni öyle bir yordu ki; canım hiç bir şey yapmak istemiyordu, pc başında otururken belim ağrıyordu, sürekli bir halsizlik, bir yorgunluk vardı üzerimde. Aklıma çok güzel düşüncelerde gelmişti aslında ama üşendim açıkçası yazmaya. Sanki burayı biri okuyormuş gibi konuşuyorum değil mi ? okumayan kimse olmasa da belkide ölünce yazılarım biri tarafından okunur ve anlaşılır. Tek beklentim: birilerinin benim hakkımda, bende olmayan kötülükleri düşünmemesi.

İnsan ne kadar tuhaf bir varlıktır kardeşlerim. Anlamadan yaşar, emin olmadan inanmak ister, milyonlarca belkide trilyonlarca insan ölmüşken hala daha bin yıllık ömrü olduğunu zanneder. Belkide ölüm günümüzü bilseydik şuan tüm dünyadaki insanlar intihar etmişti.Tüm sorular, her olgu aklımızda kesin bir yargı oluşturabilseydi tüm insanlar delirmiş vaziyette olurlardı. Bu gizem, bu kuşku; bizi ayakta tutan ve yaşamımızdaki dengeyi sağlayan varlıktır, her ne kadar bizim için sorun olan onlarmış gibi düşünsekte.

Kader nedir kardeşlerim, yaşanılan tüm meseleler mi ? Hayatımızdaki önemli kararları verdiğimiz an mı ? Kader sadece doğum, ölüm yada elimizde olmadan gerçekleşen olaylar mıdır sizce? Daha ilkokul çocuğuna öğretirler kaderi ve çocuk 50 yaşına gelip bir birey olduğunda bile, tam olarak cevaplaması zor olabilir bu soruyu. Kader her şeydir dostlarım, elinizi şuanda havaya kaldırmanız, bu yazıyı okumanız, kendinizden şüphe etmeniz bile kaderdir. İnsan beynine düşünce gelir, siz o düşünce üzerine düşünürsünüz ve böylece bir fikir oluşturduğunuzu zannedersiniz. Ama beyninize gelen düşünceyi sizin belirleme olanağınız yoktur. Bu yoldan hareketle, kader her şeydir. Suç ve Ceza romanını çoğu kişi okumuştur, bilinen bir romandır. Aramızda Raskolnikov'u sevmeyen var mıdır? hatta onun gibi olmak isteyenlerin bile var olduğu kanaatindeyim. Tüm bu beğenilere rağmen Raskolnikov aslında bir katildi. Raskolnikov'un eyleme geçişini ve bu geçiş sırasında yaşadığı ince, çok kısa ve üzerine mantıklı düşünemediği zamanlarda aldığı kararlar; onun elini kolunu bağlamış ve onu istem dışı olarak bir hayata sürüklüyordu. Sizde bunu hissetmişsinizdir ve bu yüzden onu sevdiniz. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza adlı romanında anlatmak istediği: alınan kararların nasılda ince, çok kısa ve üzerine mantıklı düşünemediği zamanlarda alındığıyla alakalıdır; yani insan yaşantısının gidişatı bireyin elinde olmadığını anlatır, yapılan eylemlerin nedeninin bilinemeyeceğini anlatır. Nietzsche'nin de bu yüzden Dostoyevski'yi sevdiğini ve ona övgüde bulunduğunu düşünüyorum; kader konusunda Nietzsche ile aynı görüşü savunduğu için.

Nietzsche'nin ahlak ve sorumluluk anlayışı üzerine yazmış olduklarını da alıntı yaparak sonlandırıyorum yazımı. Birine sorumluluk atfetmek amacıyla kullandığımız duyumsamaların, yani güya ahlaki duyumsamaların tarihi şu başat aşamalardan geçer. Başlangıçta nedenleri hakkında herhangi bir kaygı taşımak yerine, yani yalnızca onların yararlı ya da zararlı sonuçları hakkındaki bir değerlendirmeden hareketle tek tek eylemleri iyi ya da kötü olarak adlandırırız. Ama verdiğimiz bu anlamların kökenini kısa süre sonra unuturuz ve ''iyi'' yada ''kötü'' niteliğinin, onların sonuçlarından bağımsız olarak, bizzat eylemlerin doğasında olduğunu tasavvur ederiz: Taşın kendisini katı, ağacı ise yeşil olarak tanımlayan dille aynı hatayı yaparak - yani bir sonucu neden olarak kavrayarak. Ardından iyiyi ya da kötüyü nedenlere yerleştiririz ve eylemlerin kendilrinii ahlaki bakımdan belirsiz olarak değerlendiririz. Daha da ileriye giderek artık iyi yada kötü eylemlerini tek tek nedenlere değil, bunun yerine tıpkı bir bitkinin topraktan yetişmesi gibi, nedenin çıktığı kişinin tüm varlığına atfederiz. Böylece kişiyi sırasıyla sonuçlarının, ardından eylemlerinin,ardından nedenlerinin ve nihayet varlığının sorumlusu haline getiririz. En sonunda bu varlığın bile, tamamen zorunlu bir sonuç, geçmiş ve şimdi şeylerin öğelerinin ve etkilerinin bir somutlaşması sebebiyle, sorumlu olamayacağını keşfederiz.

19 Şubat 2012 Pazar

Gece

Bugün aklıma yine bir ton düşünce geldi. Onları genelde uyurken; daha doğrusu uyumaya çalışırken yakalıyorum. Neden şuan aklıma hiç bir şey gelmiyor? o alengirli sözlerden bazıları mesela ama en azından yazabiliyorum; yazmam gerekiyor neden diye soracak olursanız sizlere verecek cevabım şu olurdu: yazmak insanın duygularını: ağır hissettiği üzerinde bir yük oluşturan duygularını birileriyle paylaşmaya yada ne bileyim birilerinin artık o sırları sır diyorum çünkü; önemli olan her saklı bilgi sır değildir; sır az kişinin bildiği şeylerdir. Sakladığım anlamları artık birilerinin görebilmesine izin veriyorum ve böylelikle daha hafif hissediyorum kendimi; her ne kadar düşüncelerime sonra baktığımda içim acısa da, bu durumun kötü yanı iyi yanı ise; yazmalarımı eleştirecek bir tavır sergiliyor olabilmem.

Gelelim konumuza; yani şu düşüncelerim: kendi kendimle muhabbet ederken yaptığım tespitler. Ölümü çok düşündüm bu zamana kadar, ölümden sonrası nasıl bir yerdir diye yada neden yaşıyoruz ki bizim için ölüm önemli olsun? neden yaşadığımı, neden intihar etmediğimi, neden psikopat biri olmadığımı; şu cümlelerle açıklamıştım bir keresinde ''İnsanı yaşamaya ikna eden, yaşamını anlamlı kılan; kendinde bulduğu ve kimsede göremediği olgudur.'' hala da böyle düşünüyorum çünkü; gerçekten durum böyle. Eğer bu sizde göremediğim olguyu söyleme olanağım olsaydı; söylerdim ama söylemeyeceğim. O, farkın her hangi birinde olması; beni cidden üzer yada onunla dalga geçilmesi. Az önce belirttiğim söz üzerine biri bana sen maddeci misin? lafını söyleyince gerçekten şaşırdım. Maddeciliğin ne olduğunu bilmiyorum; sanırsam materyalist demek istiyordu. Sonradan bu maddeci sıfatını çok duymaya başladım. Ve anladım ki; aha işte yeni bir dillere pelesenk olmuş saçmalık; tıpkı ''2 kişi konuşurken 3.ye bilmem ne düşer'' denmesi kadar aptalca dürtüyle bana karşı söylenmiş bir söz. Sözüme karşılık yapılan bana bu yakıştırma karşısında tekrar baktım ve anlatmaya çalıştığım; din kavramını hiçe sayarak anlatılmış gibi bir izlenim oluşturabilir; bazı ön yargılı kafalar tarafından. Onlara göre insanı hayata bağlayan dindir, insanın yaşamasının sebebi dindir. Bense olaya tamamen farklı açıdan bakıyorum, dinin gerçeklerini kabul etmiyorum değil; sadece kendi fikrimi yazmam beni nasıl bir kişiliğe büründürdü buna çok şaşırdım, gerçekten.

İnsanların yapmış oldukları davranışlara bakıyorum da çoğumuz bir hain sayılabiliriz. En içten sevdiğimiz varlıkları, en duygusal bağlarımızı nasıl olur da satarız? nasıl olur da onları değersiz bir şeymiş gibi çalarız? İlişki durumunda kadın ve erkeğin göstermiş olduğu dikkatimi çeken inanılmaz bir olay var.Bende yaşadım bunu; En sevdiğim en düşündüğüm,En önemsediğim varlığını sürekli yanımda hissettiğim bir kızı; yaptığı ufak bir hata sonucu, kanlım belledim.ondan o kadar tiksindim ki; hâla ondan nefret etmeme sebep oluyor o tiksinti. Nasıl bu kadar tüm o duyguları bir çırpıda silip atabiliyor ve yerine belki ondan daha güçlü nefreti koyabiliyoruz? Nasıl olur da aşkım, sevgilim, canım, dünyam diyebildiğiniz bir kişi için; ''5 dk lık'' bir karar değişmesiyle orospu, iki yüzlü, şeytan diyebiliyoruz. Bu garip meselelerden bir diğeri ise; en sevdiğimiz, örnek aldığımız; ruhumuzun anlatıcıları olan yazarların, müzisyenlerin emeklerini bir bedel ödemeden almak, bu onları yağmalamaktır. Onun için iyi bir şey yapmadığın birinin nasıl olur da hayranı olursun ?

İnsanların özünün bir kişiye benzetilmesi; içimi karartan diğer saçmalıklardan bir tanesidir. Bir söz söylüyorsunuz; aynı filozofların konuşması gibi konuşma cevabını alıyorsunuz. Bir şiir yazıyorsunuz; vay be adam şairmiş cevabı ve ardından insanlar sizinle dalga geçiyor, o benzetmeleri yaparak ciddiye almadığını belirtme ihtiyacı duyuyor. Bu durum; her ne kadar fark edilmese de bir çocuğun inanarak ve severek yaptığı resmi size gösterdiğinde, resme tükürmenizden farksız değil.

17 Şubat 2012 Cuma

Uzun bir aradan sonra tekrar.

''Uzun bir aradan sonra tekrar'' başlığını yazdığımda kendimi sanki binlerce takipçim var ve benim yazmamı bekliyorlarmış gibi hissettim ama tamamen başlık bulamadığımdan yazdığımı belirteyim. Çok fazlaca şey düşünüyorum eskisi gibi. Bugün artık sürekli buraya yazma kararı aldım neden mi ? çünkü; noktalama işaretlerini doğru kullanarak yazmayı öğrenmek istedim ve çok fazla düşündüğüm için; aklıma takılan benim hoşuma giden sözler, meseleler, sorular oluyor; onları buraya kaydetmek istiyorum.

Evet, sonunda gelebiliriz işin heyecanlı kısmına daha doğrusu anlamlı kısmına. Din hakkında ve dualar hakkında yazacağım. İslam dinine inancım tabi ki var ama sorularımda var. neden arabistan da bir yere geliyor vahi ? o zamanlar tabi ki amerika keşfedilmemişti, insanların dağılımlarını hesaplayamayız ama dil konusunda bir ortak karara varabiliriz diye düşünüyorum; eğer islam dini ingilizce gelmiş olsaydı, sizce de herkesin Kuran-ı Kerim okuması daha kolay olmaz mıydı ? Her şeyi açıklayan ve bizim için hayatın tamamen anlamı olan kutsal kitap anlayamadığımız karmakarışık olan bir dille geliyor peki neden ? ''nedenlerini sorma diyeceksiniz her şeyin cevabı Allahtır.'' diyeceksiniz ama cevaplanamayan çok soru varsa yada her şeyin cevabı Allahtır tavsiyesine hangi akılla, hangi mantıkla inanmak istiyorsunuz? hayatın tamamen anlamı olan bir şeyden kuşkulanıyorsunuz cevap bulamıyorsunuz, sonrada boş ver inanmak istiyorum diyorsunuz peki; sizin inancınız bir şeye inanmak isteme inancı mı ? yoksa; mantıklı bulduğunuz ve tüm kalbinizle inandığınız bir inanç mı olması gerekiyor?

Şeytanla Allah'ın yapmış olduğu bir antlaşma var. Bildiğime göre de anlaşma şöyle: Allah Şeytana bir süre veriyor yani kıyamete kadar şeytan inananları dinden uzaklaştırmaya çalışacak peki bende bunları düşündüm: İnsan yaklaşık 200.000 yıldır dünyada var. islam ise; 1441 yıldır var. İslamdan önceki yakın dönemleri az çok tahmin edebiliyorum o zamanlarda tabi ki hak din vardı ama şuan bulunduğumuz durumdan daha karmaşık bir inanç dağılımı olduğunu düşünüyorum. demek istediğim şu: geçmiş dönemlerden bu döneme müslümanların sayısı dünya nüfusunun 7/1 kadar, cenetti hak edenlerin sayısını kendiniz düşünün. Bu durumda, şeytan başarılı olmuş olmuyor mu ? Bir din hocasından bu soruya aldığım cevap şöyleydi: Allah benim sadece sadık kullarım inancından vazgeçmeyecek, insanlara baktığımızda inananların sayısının daha az olduğunu göreceğiz yazıyormuş. Ben bu cevap üzerine tatmin olmuştum sonradan aklıma bir soru daha geldi peki; Şeytan bu anlaşmada haklı çıktığında ne olacak? Şeytanın bir beklentisi yok mu ?

Bazende dualarıma ve insanların dualarına bakıyorum. Allahım inşallah inşallah sınavı kazanırım yada ne bileyim Allahım inşallah biriktirdiğim parayla çok iyi marka bir bilgisayar alırım. Hâşâ ben Allah olsam tüm bu anlamların içerisinde değerli amaçların olmasını bekler ve insanların böyle bir şey için dua ettiklerine üzülür, dualarını kabul etmezdim diyorum.

Ve aklıma gelen film repliğine benzer nitelikte bir söz: Bana bir duygu öldürme izni verilse; hiç düşünmeden gururu yok ederdim.

Saygılarımla Acemi yazar