21 Mart 2012 Çarşamba

Aşk, Edebiyat, Nietzsche'nin ''Üstün İnsan'' Kavramı.

Az önce bir bakayım şu bloguma dedim. Ne yanlışlar yapmışım, neler yazmışım. Yazılarımın gün geçtikçe bana karşı ifadeleri değişiyor sanki, o yüzden arada bakıyorum eski yazılarıma. Sonrasında bir şey dikkatimi çekti, daha 2-3 gün önce yazmış olduğum yazmam 17 gün önce yazılmış; uzun bir süre geçmiş yani. Bir şeyler yazmak lazım değil mi?- paslanmayalım sonra.

''Aşk'' kavramının neden bu kadar üzerinde durulduğu konusu, bir zamanlar beni çok şaşırtıyordu. Nedir bu aşk? Hiç bir somut değeri yok gibi geliyordu bana, kimiside birden çıkıp ''her şey aşk benim için'' demez mi daha da kafam karışmıştı. Aşk aslında bence tutkuyla alakalı bir kısmı, diğer kısmı da ilginç bir hayranlık. '' Bizi birden sarsan bir güzellik gördüğümüzde neden tutuşup yanarız? Tabi ki güzelleşmek için.'' diyen Nietzsche aşkı anlatmıştır aslında. Hayran olduğun bir güzellik, seninle bir şeyler paylaşıyorsa, seni kabul ediyorsa tüm varlığınla sende kendine hayran olabilirsin belki; benliğini sevebilmen demek bir bakıma. Aşkın bu kadar üzerinde durulmasının, Sürekli insanların aşk şiirleri, şarkıları, romanları yazmasının bana göre sebebi şudur; Tüm insanları etkilemiş; belki canını yakarak, mutlu ederek yada daha da derin anlamlarla; yaşama bağlayarak, hayattan kopararak ve tüm bu etkilere rağmen değersiz görülen, anımsanması en kolay histir ''Aşk''.

Edebiyat, Allah'ım nasıl bir şey bu? Bilhassa Türkiye'de sürekli, sürekli tasvir. ''titremek soğuk bir kış akşamı, tozlu rafların arasında eski bir şekerlik kadar unutuldum...'' gibi yazılan (şimdi bende yazdım ama örneklendirme olarak) sözlerin bana göre yararı çok azdır. Sadece kendinizi bir rüyada hissedersiniz yada bir anınızı hatırlayıverirsiniz. Tasvir edilen şeyi düşünmek; bence hayal etmektir. Hayal ederken de her insanda az olan sinestezik çağrışımlar size tuhaf bir his verir, mutlu eder. Bunun haricinde hiç bir kişisel faydası yoktur; Mutlu olursunuz, hayal gücünüz gelişir. Bana yeter diyebilenler pekte yanlış yapmıyorlar ama akademik anlamda sizi geliştirecek hiç bir şey içermez.

Nietzsche'nin ''üstinsan'' dediği varlık, bana göre şöyle biri; fikirleri o kadar kuvvetli, değerli olmasına rağmen görünmez bir varlık gibi yaşayan, varlığı yokluğu bir insan. Size bugün söylediği sözü yarın onun söylediğini unutarak tekrar ona heyecanla anlatabilirsiniz. Elleri güzel, güçlü olmasına güçlü ama her konuda o kadar deneyimsiz ki herkes 50 metre önde olmayı tercih ederken o en baştan başlayan ve bunu istemsizce yaşayan insandır. Her eylemde her defasında da bu değişmez. Çünkü; o geleneklere, görenelerle bağlı yetişmemiş, halkın sürekli yapma zorunluluğu hissederek yapmaya alıştığı hiç bir eylemi; Rahatsız bir ruhu olmadığı için yapmamıştır. Analiz etmekte de uzmandır ayrıca.
''Üstinsan'' niteliklerini, kendi kafamdan değil, Nietzsche'nin okuduğum kitaplarından hareketle yapmış olduğum değerlendirme sonucu uydurdum.

18 Mart 2012 Pazar

Gerçekçilik

İyimserlik nedir sizce dostlarım? kötümserlik nedir? ya gerçekçilik? hepsinin kendi başına bir anlamı var mıdır sizce? kişi neyi yaparsa herhangi bir öngörüyü üstlenmiş olur ?

Varsayalım ki benim bir gerçekleştirmem gereken hedefim var. Pratiğe geçmeden önce hayır olmaz, bu olanaksız, böyle bir şeyi yapamam diyorsam kötümser; Yapabilirim, en azından denemeye değer, gerçekleştirebilirim diyorsam iyimser mi oluyorum ? Durumun tamamen ne olduğunu biliyorsam, kendimi ve yapacağım eylemi çok iyi değerlendirdiysem ve yapmama kararı aldıysam, yapamayacağımdan eminsem o zaman karamsar gibi gözüken öngörüm gerçekçilik olur. Bu durumun tezat halinde de iyimser gözüken öngörüm gerçekçilik olur. Gerçekçiliğin, iyimserlikle ve kötümserlik arasındaki ilişkisi bu şekildedir; gerçek iki öngörün görünen kısmının arkasında yer alır. Birde şöyle bir düşünceye varabiliriz; Sonuç şuan olumluysa ve gelecekte de olumlu olacaksa gerçekçi bir karar vermişiz demektir.


5 Mart 2012 Pazartesi

Zamanın Ötesinde

Zamanın ötesinde olmak, en acı veren şeylerden biridir. Ben zamanın ötesinde olmasam da çünkü; tam olarak emin değilim. Gerçekleşmemiş bir eylemin ileride gerçekleşme ihtimali nedir sizce? Bunu geçmişte yapılan eylemlere bağlarsak, böyle bir olanak yoktur, ki insanlar size ümit etme fırsatını vermezler ise; bu şekilde düşündükleri içindir. Ama değiştiremeyeceğimiz bir şey de yoktur. Aslında; ezber bozmak, alışılmışın dışına çıkmak, kendini yenme arzusu ile yapılan hareketlerde sabit değişmez yaşamın parçalarıdır. Bazı anlar vardır, hayatınızın gidişatının gerçekten sizde olmadığına inandırır sizi. O anlar, hiç bir şeyi değiştiremeyeceğimizin en çarpıcı görünüşüdür. Ama sadece o anla kısıtlı değildir, farkına varılması zor olsa da her anımız kontrol dışı gelişir. Kaderini yenmek gibi bir saçmalık bu yüzden dolayı yoktur. Kaderini yenmeye çalışma, hatta sizin tabirinizle kaderi yenme bile bir kaderdir. Kader sizin yakanıza yapışmış olaylar döngüsü değildir, kader hayatınızın tümüdür. İnsan hayatının gidişatının farklılaşması, yahutta karakterlerin değişmesi de kaderdir.

Size bir sorum var kardeşlerim daha doğrusu anlayamadığım bir mesele: Kader denilince aklımıza dünyada yaşayacağımız olaylar gelir. Bunun sebebi de ölümden sonra yargılanacak olmamız ve amel defterinin bitişi olarak ölümü düşünmemiz.Peki kader Allah'ın yaşanılanları önceden bilinmesi durumu ise; Allah bizim ölümden sonraki yaşayacaklarımızı bilmiyor mu ?

Kırbaç vurulacak insanlar vardır. Onlar, heves kıran atlara benzer, kırbacınızı ne kadar sert vurursanız o kadar hızlı ilerlersiniz hedefinize.