Az önce bir bakayım şu bloguma dedim. Ne yanlışlar yapmışım, neler yazmışım. Yazılarımın gün geçtikçe bana karşı ifadeleri değişiyor sanki, o yüzden arada bakıyorum eski yazılarıma. Sonrasında bir şey dikkatimi çekti, daha 2-3 gün önce yazmış olduğum yazmam 17 gün önce yazılmış; uzun bir süre geçmiş yani. Bir şeyler yazmak lazım değil mi?- paslanmayalım sonra.
''Aşk'' kavramının neden bu kadar üzerinde durulduğu konusu, bir zamanlar beni çok şaşırtıyordu. Nedir bu aşk? Hiç bir somut değeri yok gibi geliyordu bana, kimiside birden çıkıp ''her şey aşk benim için'' demez mi daha da kafam karışmıştı. Aşk aslında bence tutkuyla alakalı bir kısmı, diğer kısmı da ilginç bir hayranlık. '' Bizi birden sarsan bir güzellik gördüğümüzde neden tutuşup yanarız? Tabi ki güzelleşmek için.'' diyen Nietzsche aşkı anlatmıştır aslında. Hayran olduğun bir güzellik, seninle bir şeyler paylaşıyorsa, seni kabul ediyorsa tüm varlığınla sende kendine hayran olabilirsin belki; benliğini sevebilmen demek bir bakıma. Aşkın bu kadar üzerinde durulmasının, Sürekli insanların aşk şiirleri, şarkıları, romanları yazmasının bana göre sebebi şudur; Tüm insanları etkilemiş; belki canını yakarak, mutlu ederek yada daha da derin anlamlarla; yaşama bağlayarak, hayattan kopararak ve tüm bu etkilere rağmen değersiz görülen, anımsanması en kolay histir ''Aşk''.
Edebiyat, Allah'ım nasıl bir şey bu? Bilhassa Türkiye'de sürekli, sürekli tasvir. ''titremek soğuk bir kış akşamı, tozlu rafların arasında eski bir şekerlik kadar unutuldum...'' gibi yazılan (şimdi bende yazdım ama örneklendirme olarak) sözlerin bana göre yararı çok azdır. Sadece kendinizi bir rüyada hissedersiniz yada bir anınızı hatırlayıverirsiniz. Tasvir edilen şeyi düşünmek; bence hayal etmektir. Hayal ederken de her insanda az olan sinestezik çağrışımlar size tuhaf bir his verir, mutlu eder. Bunun haricinde hiç bir kişisel faydası yoktur; Mutlu olursunuz, hayal gücünüz gelişir. Bana yeter diyebilenler pekte yanlış yapmıyorlar ama akademik anlamda sizi geliştirecek hiç bir şey içermez.
Nietzsche'nin ''üstinsan'' dediği varlık, bana göre şöyle biri; fikirleri o kadar kuvvetli, değerli olmasına rağmen görünmez bir varlık gibi yaşayan, varlığı yokluğu bir insan. Size bugün söylediği sözü yarın onun söylediğini unutarak tekrar ona heyecanla anlatabilirsiniz. Elleri güzel, güçlü olmasına güçlü ama her konuda o kadar deneyimsiz ki herkes 50 metre önde olmayı tercih ederken o en baştan başlayan ve bunu istemsizce yaşayan insandır. Her eylemde her defasında da bu değişmez. Çünkü; o geleneklere, görenelerle bağlı yetişmemiş, halkın sürekli yapma zorunluluğu hissederek yapmaya alıştığı hiç bir eylemi; Rahatsız bir ruhu olmadığı için yapmamıştır. Analiz etmekte de uzmandır ayrıca.
''Üstinsan'' niteliklerini, kendi kafamdan değil, Nietzsche'nin okuduğum kitaplarından hareketle yapmış olduğum değerlendirme sonucu uydurdum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder